trabzon.org

Kasım 24, 2006

Trabzon’da Kültür-Sanat

Kategori: Kültür — niord @ 8:20 pm

Trabzon Devlet Tiyatrosu (TDT), “Git Gel Dolap” adlı oyunun prömiyerini bu akşam yapacak.

Harold Pinter’in yazdığı, Ergun Sav’ın Türkçeye çevirdiği ve Akif Yeşilkaya’nın yönettiği oyunda, Barış Bağcı ve Tansel Öngel rol alıyor.
Dekoru Sertel Çetiner, kostümleri Hakan Dündar, ışığı Yüksel Aymaz ve müzikleri Can Atilla’ya ait “absürt” tarzdaki tiyatro eserinde, iki kiralık katil konu ediliyor. Oyun, bu akşamdan itibaren perşembe, cuma, cumartesi ve pazar günleri tiyatroseverlerin beğenisine sunulacak.

Devlet Güzel Sanatlar Galerisinde, yarın, “32. Trabzon Sanatçıları Geleneksel Plastik Sanatlar Sergisi” açılacak. Sergi, 5 Aralıka kadar gezilebilir. Trabzon Fotoğraf Sanatı Derneğince bu yıl 7′ncisi düzenlenen “Fotoğraf Günleri” etkinliği kapsamında, Birol Üzmez’e ait “Zeytinde Yolculuk” adlı sergi 25 Kasımda Mimarlar Odasında, Zeynep Orhon Targaç’a ait “Fas-Ahlan Wa Sahlan” adlı sergi ise 28 Kasımda Mahmut Goloğlu Kültür Merkezinde sanatseverlerin beğenisine sunulacak.

Ekim 28, 2006

“Ocak” adlı oyun perdelerini seyirciye açtı

Kategori: Kültür, Sanat — Pedaliza @ 3:06 am

Trabzon Devlet Tiyatrosu Sezona “Ocak” sıcaklığında başladı
Sezonun kapanmasıyla neredeyse hiç haber alınamayan Trabzon DT bu yıl repertuarına aldığı “Ocak” Adlı oyun ile perdelerini seyircilerine açtı.

Peki arşivinde binlerce tekst bulunduran devlet tiyatrosunda Trabzon DT neden 1956 ‘da yazılmış bir oyunu seçip oynadı?
Trabzon DT bu sene repertuarını geçen sene olduğu gibi bir tiyatronun sorumluluğu gereği sanatsal içeriği,niteliği ve özellikle kültürel ve toplumsal erezyonu işaret eden oynları öncelik edinmiştir. “Ocak” tam bu noktada neredeyse yok olmaya yaklaşmış Türk aile prototipini sıcaklığı samimiyeti ve kulağımızı hafifçe burkarak hatırlattığı unutmamamız gereken değerleri canlı performans ile göstermektedir. Turgut Özakman’ın kaleminin gücü ve dilimizi kullanışındaki samimiyet pürüssüzlük ve tabi oyunun sözüde oyunun seçilmesinde büyük etken olmuştur.
Mehmet Akif Ersoy ,İstiklal marşımızda “Sönmeden önce yurdumun üstünde en son Ocak” diyordu. Burada adı geçen ocak, tabiki ailedir.Tarihte bir çok Ocak yorumuna rastlanır Hz.Ali soylu din ekolü sahiplerinin oluşturduğu topluluğa Ocak denirdi.Eski Türklerde Şaman’ın yaşadığı eve Ocak denirdi.Sonra Yeniçeriler inanışları gereği kışlalarını Ocak diye andılar.Görüldüğü üzre Ocak daha çok mistizm ve eğitim sistematiği verilen yerlere denmişken.İstiklal Marşımızda Aile olarak karşımıza çıkmakta.Çünkü insan tüm bu eğitimlerini aile ocağında alır.Kültürü,dini,alışkanlıkları,gelenk ve görenekleri,milli ve hamasi özellikleri,dünyaya bakışını ilk aldığı yani kişinin demirinin tavında dövüldüğü yer “Ocak”tır.
Buradan yola çıkarak bu ismin özellikle tercih edildiğini anlayabiliriz.Peki neydi bu düşünceyi besleyen?
Adalet Parti döneminde Türkiye artık her mahallesinden zenginler çıkartma vaadleri ile kanmış,marshall yardımlarıyla besletilmiş,uçak fabrikası daha ucuz uçak vaadiyle kapatılmış, Mustafa Kemal’ in başlattığı
Sanayi devrimi bir anda durdurulmuş ,topluma başka bir sıvı zerk edilmeye başlamıştı.İşte tam bu sıralarda yazıldı “Ocak” !
Oyundaki aile dönemin yeni vaadlerinin tam ortasında yok olmak ile var olmak arasında durmakta.Baba hayalleri ve yeni projeleriyle bir anda zengin olma hayali kurarken.Küçük oğlan ailesinin fakirliğinden utanıp mahalledeki çocuklara paşa masalları anlatmaktadır.Anne evin tam merkezinde ,ortanca oğlu fazıl ile fırtınanın tam ortasında aileyi bir arada tutmak ve korumak için savaşmaktadırlar.Dönemin romantizminde yaşayan aksak kızları ise sahte beyaz prense aşık olmuş ve onunla olmak için evden gizlice kaçmaktadır.Evin büyük oğlu ise çalışmanın faydasızlığı üzerine safsatalar uydurup tamda dönemin sanatçısı gibi zevki sefanın peşine düşüp gerçeklerdense hayalleri tercih etmiştir.Evde yaşamakta olan Büyükanne artık hiç birşey hatırlıyamaz olmuş yada geçmişini beğenmediği için kendine yeni bir hayat hikayesi yazmış bunu evdekilere anlatmaktadır.Aile büyük güçlükler içine düşer babanın ve büyük oğlanın hayalciliği,kızın kaçışı,küçük oğlanın hayalciliğe özentisi ve büyükannenin evde sadece zahmet çıkartması ,fakirlik içinde Fazıl ve Anne tüm güçlerini sonuna kadar kullanırlar.Bazen kırılırlar ama pes etmez aile için savaşırlar.Sonunda aile ne kadar zorluk yaşasa yaşasın sonunda kırgınlıklar gider çocuklar ailenin çatısına omuz koyar ve aile yeniden birleşir güçlenir.Eskisinden de sağlam bir kale haline gelir.
Netice ; “Ocak” sönmez………..

Ekim 4, 2006

Trabzon’un Anlamı

Kategori: Kültür — niord @ 9:28 pm

Karadeniz’in doğu kıyılarını bir taç gibi süsleyen Trabzon için bizim tatlı sözlü seyyahımız Evliya Çelebi şöyle der:
- Bu şehre küçük İstanbul denilse yeridir. İrem bağları gibi süslü bir şehirdir burası. Hamsi balığı pek meşhurdur. Onun için şu beyitleri söylerler:
Trabzondur yerümüz
Ahça tutmaz elümüz
Hamsi paluk olmasa
Nic’olurdu halumuz
Evliya Çelebi, Trabzon’u bütün özellikleriyle anlata dursun biz, adı üzerindeki söylentilere geçelim:
Bir zamanlar Trabzon’un bulunduğu yerde küçük, şirin bir kasaba varmış. Bir gün, kasabaya, tozu dumana katarak dört nala, bir atlı girmiş. Doğruca nalbant dükkanına giderek haykırmış:
- Atım terini soğutmadan tiz nallayın! Yoksa hepinizi kılıçtan geçirim.
Herkes, süvarinin heybetinden titremeye başlamış. Nalbant hemen dört nal hazırlayıp süvariye uzatmış:
- Yiğidim, gör nalları! Beğenirsen çivileyelim, demiş.
Süvari nalları şöyle bir yoklamış, avucunda sıkarak iki büklüm edivermiş:
- Ben teneke değil, nal isterim! diye gürlemiş.
Nalbant bu defa, halis çelikten dört nal hazırlamış, atını nallamış. Atlı yabancı memnun. Cebinden bir altın çıkararak nalbanta uzatmış. Nalbant, altını parmakları arasında şöyle bir sürtüştürmüş. Paranın bütün yazıları silinmiş. Kendine dikkatle bakan atlıya:
- Al bu bozuk altını! Baksana tuğrası bozulmuş, diye uzatmış.
Yiğit adam şaşırmış, bir altın daha çıkarmış. Nalbant bir sürtüşle, onun da tuğrasını bozmuş. O zaman atlı, karşısındakinin hiç de yabana atılır birisi olmadığını anlamış:
- Hey, demiş. Atla atına, düş peşime. Sen bir nalbant dükkanına değil, er meydanına layıksın.
O günden sonra bu kasabanın adı “Tuğra bozan” olmuş. Ve bu isim, zamanla “Trabzon” biçiminde söylenmiş.
Bir başka söylentiye göre de, Trabzon kalesi, sofraya benzer, yuvarlak, kesme taşlardan yapılmış. Bugün bile Trabzon’un Harmankaya’sında bu taşlardan varmış. Sofraya benzetilen taşlardan… Rumlar, sofraya “trabeze” dediklerinden, şehrin adı da Trabzon
olmuş.
Evliya Çelebi’miz, Trabzon’un ilk kurucusunun, zevk ehli, şen şatır bir kadın olduğunu, bundan dolayı bu şehre, neşeli kadın anlamına gelen “Tarb-zen” denildiğini, ya da suyu ve havasının hoşluğundan dolayı “tarb-ı efzun” adının verildiğini kaybeder. Bazı kitaplarda da, Trabzon adının “Tuğra basan” dan geldiği, bu şehirde de, sultanların kendi adlarına tuğralı sikke, yani madeni para bastırdıkları kayıtlıdır.

Mart 3, 2006

Trabzon’da Restorasyon Çalışmaları

Kategori: Kültür — niord @ 12:00 am

restore

Trabzondaki tarihi türbe ve camiler asıllarına uygun şekilde restore ediliyor.Restorasyon çalışmaları için Trabzon Vakıflar Bölge Müdürlüğünden 1 Milyon 100 Bin Ytl Kaynak ayrıldı.

Aralık 5, 2005

“Şiddet Market”

Kategori: Kültür, Sanat — Pedaliza @ 1:53 pm

Trabzon Devlet Tiyatrosu “Şiddet Market” adlı oyunun provalarına başladı. Ben Elton tarafından yazılan oyun, Trabzon D.T nun ünlü oyuncusu İlkay Akdağlı tarafından yönetiliyor. Oyunun yönetmen yardımcılığını Elif Şeker Saka yapıyor. Elif Şeker şu anda kadrosu Ankara D.T unda olmasına rağmen daha önce görev yaptığı bölgenin özlemi ve arkadaşları ile yeniden bir çalışma yapmak için bir oyunluğuna geri döndü.
Şiddet Market adından da anlaşılacağı üzere çağımızın hastalığı olan şiddete ve şiddeti körükleyen sinema ve medya eleştirisidir. Herkesin bildiği gibi Irak savaş arefesindeyken televizyonlarında çok ünlü bir şarkıcının zina yapıp yapmadığı tartışılıyordu. Bu günde birçok üçüncü dünya ülkesi sistematik anlamda problemler yaşarken medya başka yerleri işaret edip çoğu zaman etik değerleri sarsan,kültürlerin en hassas bölgelerini zedeleyecek programlar yapmakta.
O halde sormak lazım. Medya ve sinema nedir? Daha önceleri insanların mutlu olmalarını sağlayan,onların gündelik hayatlarının sıkıntılarını unutturan bir mekanizma. Şu anda ise tam bir savaş alanı. Her gece haberlerde ölen,bıçaklanan,tecavüze uğrayan bir çok insan görmekteyiz. Kan, vahşet,dehşet,küfür hepsi medyanın kullandığı reyting silahları.
Hatırlar mısınız küçükken hırsızlık ile ilgili duyduğumuz hikayeler çok çok uzun zaman önce olmuş ve cezalandırılma şekli ile korkutulduğumuz hayali olaylardı. Şimdi ise gerçek. Her an her yerde soyulup gasp edilebiliriz. Tiner parası için öldürülebiliriz. Trabzonlu olmamıza karşın silah ile ilgili olayları pek nadir duyardık. Çekmiş vurmuş,kırmış dökmüş,kurşun manyağı etmiş diye birşey hatırlamıyorum.
Peki nasıl ve neden bu duruma geldik? Şimdi hemen herkes işsizlik diyecek değil mi? Bence işsizlik sadece neden değilde kurban olabilir. Biz çocukken ne mafya biliyorduk nede hırsızlık yapma şekilleri konusunda bilgiliydik yada hiçbirimiz bir insanın boynunun nasıl kırılabileceğini biliyorduk. İnsan bıçaklama yöntemleri konunusunda tamemen bilgisizdik. Dünyayı -bizim dünyamızı- bizim kurtardığımızı sanıyorduk ama medya bize dünyayı kimin kurtardığını gösterdi. Aslında sinema ve medya iyi birer kardeş ve birer yol gösterici. Kimlerden korkup kime zarar verebileceğimizden tutun ahlak anlayışımıza yeni bakış açıları kazandırıp kültürümüzü nasıl katledeceğimiz konusunda da oldukça yeterli enjeksiyonu yaptıkları inancındayız. Bunun neticesi ise malum kültürsüzlük,inançsızlık,depolitizasyon.
Peki neden ? Neden sinema ve medya yukarıda söylenenleri yapsın? Kime ve kimlere hizmet ediliyor ? Kaos ortamlarını kim yönetmek istiyorsa, şiddet ve kültür yokedilimini kim hedefliyorsa, globallik adına küçükleri hap yapıp yutmayı kim düşünüyorsa işte ona ve onlara hizmet ediyor. Karşı çıkanlar ve eleştiren arkadaşlara sorarım. Televizyonunuzda günde kaç şiddet içeren film, kaç brezilya dizisi, kaç küfür, kaç cinayet, kaç tecavüz, kaç tartışma programı-ki hepimiz onların nasıl öfke içerdiğini biliyoruz- kaç kim kime ne yapmış, kaç babam beni evleneyim diye gönderdi, kaç şiddet içeren çizgi film, kaç zenginliğe özendiren güç paradadır diyen dizi, kaç alamayacağımız fakat bir o kadar özendirdiğiniz marka reklamı var diye sormak isterim. Bunu yanında kaç insan sevgisi içeren tartışmasız sevgi anlatılan, dürüstlüğün baş tacı edilip kültürümüze dair içeriği olan, sanat konuşulan program ve içeriğiniz dahilinde makale ve haberiniz var diye sormak isterim. Ne acı cevabı hepimiz biliyoruz.
“Şiddet Market” adlı oyunumuz , sinemanın ve medyanın pek uygulamadığı fakat Tiyatro gibi sanat ve bilinçli seyirci yaratmak niyetinde olan bir kurumun topluma özen göstermesinin gerekliliği ile 16 yaş sınırıyla oynayacaktır.Oyunu basın ve medya mensupları bedava izleyebilecekler.
Oyunda;
Kadri Özcan, Mesut Yüce, Ekin Öner, E.Utku Ölmez, Sinem Şahin, Aslı Artuk, Duygu Dokgöz, Ceren Demirer, Çetin Çelik ve Aynur Yılmaz görev almaktadır.

Kasım 11, 2005

Trabzon Devlet Tiyatrosu “meydan parkı gişesi”

Kategori: Kültür, Sanat — Pedaliza @ 2:30 pm

Uzun zamandır meydan bölgesinde Yay-Sat satış alanı içinde neredeyse bilinmeyen bir gişesi olan TDT bugün bağımsız gişesini hizmete soktu. Gişe Meydan parkı, Uzun sokak girişinde. Zaten o bölgede iseniz ahşap mimarisi ve davetkar neon ışıkları ile görmemenize imkan vermeyecektir.

Ekim 15, 2005

trabzon.org forum

Kategori: Kültür, Spor, Yaşam — Erhan Ergün @ 11:04 pm

Web sitemizin forum bölümü, en çok ilgi çeken Trabzon forumlarından biri. Düzeyli tartışma ve paylaşım ortamı, kültür ve sanat, spor, geleceğin Trabzon’u gibi konu başlıkları ile bir çok kullanıcımızın takdirini almaya devam ediyor.

Sizleri de forumumuzun üyesi olmaya ve paylaşmaya davet ediyoruz.

Meydan Parkı
Kent Forumu
Trabzon Gelecek
Spor Forumu
Kültür ve Sanat Forumu
Teknoloji Forumu

E.K. Ergun

« Eski YazılarYeni Yazılar »

WordPress üzerine kurulmuştur.