Karadeniz bölgesi ve turizm: Nasıl?

silah

Karadeniz Sahil Yolu’nun bitirilmesine de denk gelen beş yıllık bir aradan sonra eşimle arabamıza atlayıp dört yaşımdaki oğlumuz Sarp’a baba ocağı Trabzon ve Rize’yi gösterme bahanesiyle, İstanbul’un kavurucu sıcağından Zigana ve Kaçkar dağları’nın sisli zirvelerine tadı damağımızda kalan bir kaçamak yapma fırsatı henüz bulabildim. Olbildiğince çok yer gezebilmek, fotoğrafçılık hobimi tatmin edebilmek adına akrabaların yanında kalmak yerine bölgenin kaliteli otellerinde konaklamayı tercih ettik. Tüm pansiyon ve otellerde doluluk oranı yüzde yüz olduğuna bizzat şahit olmanın ötesinde, vızır vızır işleyen turların sayısından, çayını fındığını toplamaya köyüne gelenlerin yanısıra çok sayıda yerli hatta Arap, Alman, Amerikalı ve Yunanlı turistlerin sayısının arttığını da gözlemledim. Bölgeye gelen turist sayısının artmasına paralel oalrak klasik turizm güzergahları da değişmişti. Geçmişte Ayder, Kadırga ve Kümbet gibi 1-2 birkaç yaylanın, Ayasofya ve Sümela’nın dışında tarihi yapıların yanına uğramayan turistler, Hemşin’in en ücra ve yüksek yaylalarına, düne kadar sadece köylülerin katıldığı yayla şenliklerine, adı bile hatırlanmayan restorasyon yüzü görmemiş kilise yıkıntılarına uğruyor, tur rehberlerinden bağımsız harekert ederek yerli halkla nisbeten daha fazla diyalog kurmaya başlıyordu. Küresel ısınmanın olmaz olası arayışlarından birisi olarak bünyeler serin yerler aradığından mıydı bu izdiham? ulaşım ve konaklama imkanlarının artışıyla mı açıklanmalıydı yoksa son bir kaç yıldır sözde refah seviyesi artan halkımız gezip tozmaya ayıracak ek bütçe mi oluşturabilmişti?

Yanıt bırak

Yorum göndermek için bağlanmanız gerekiyor.